borchert

2008-12-15 14:50:00

YAPILACAK TEK BİRŞEY VAR!

 

Wolfgang BORCHERT

 

Sen! Makinası başındaki, atölyedeki adam. Yarın sana artık su borusu ya da tencere değil de, çelik miğfer ve makinalı tüfek yapmanı emrederlerse, yapılacak tek bir şey var:

HAYIR, de!

Sen! Tezgahtaki, bürodaki genç kız. Yarın sana makinalı tüfekleri doldurmanı ve keskin nişan silahları için dürbün monte etmeni isterlerse, yapılacak tek bir şey var:

HAYIR, de!

Sen! Fabrika sahibi. Yarın sana pudra ve kakao yerine barut üretmeni emrederlerse, yapılacak tek bir şey var:

HAYIR, de!

Sen! Laboratuardaki araştırmacı. Yarın sana eski yaşama karşı yeni bir ölüm bulmanı emrederlerse, yapılacak tek bir şey var:

HAYIR, de!

Sen! Koğuşundaki ozan. Yarın sana sevgi türküleri değil de, nefret türküleri söylemeni emrederlerse, yapılacak tek bir şey var:

HAYIR, de!

Sen! Hastaları başındaki hekim! Yarın sana erkeklerin tümünü ‘savaşabilir’ diye yazmanı emrederlerse, yapılacak tek bir şey var:

HAYIR, de!

Sen! Kürsüsündeki din adamı. Yarın sana katilleri takdis etmeni ve savaşı kutsamanı emrederlerse, yapılacak tek bir şey var:

HAYIR, de!

Sen! Gemideki kaptan. Yarın sana artık buğday değil de, top ve tank taşımanı emrederlerse, yapılacak tek bir şey var:

HAYIR, de!

Sen! Göklerdeki pilot. Yarın ana kentlerin üstüne bomba ve fosfor atmanı emrederlerse, yapılacak tek bir şey var:

HAYIR, de!

Sen! İşinin başındaki terzi. Yarın sana asker üniforması kesip biçmeni emrederlerse, yapılacak tek bir şey var:

HAYIR, de!

Sen! Cüppeli yargıç. Yarın sana savaş mahkemelerine gitmeni emrederlerse, yapılacak tek bir şey var:

HAYIR, de!

Sen! İstasyondaki adam. Yarın sana cephane trenleri ve askeri nakliye gemileri için hareket sinyali vermeni isterlerse, yapılacak tek bir şey var:

HAYIR, de!

Sen! Köydeki, şehirdeki adam. Yarın sana gelirler ve silahaltı emri getirirlerse, yapılacak tek bir şey var:

HAYIR, de!

Sen! Normandiya’daki, Ukrayna’daki anne, sen, San Francisco’dai, Londra’daki anne. Sen, Honangho’daki, Mississipi’deki, sen Nepal’deki ve Hamburg ve Kahire ve Oslo’daki anne, yeryüzündeki tüm anneler, dünyadaki tüm anneler, eğer yarın size askeri hastaneler için hemşire, yeni katliamlar için asker doğurmanızı emrederlerse, dünyadaki tüm anneler, yapılacak tek bir şey var:

HAYIR, deyin, anneler, HAYIR deyin!

Çünkü eğer siz hayır demezseniz, eğer siz hayır demezseniz, anneler o zaman, o zaman:

Gürültülü ve sisli liman kentlerinde kocaman gemiler içlerini çekerek susacaklar ve Titanik’e benzeyen mamut kadavraları gibi suyun içinde kalan ölü parçaları artık yapayalnız kalmış rıhtım duvarlarına ve o rıhtımların bir zamanlar ışık saçan gövdelerine karşı sallanacaklar; gömüt gibi kokarak, kokmuş bir balık gibi, aşınmış, hastalıklı, ölü…

Tramvaylar anlamsız, mat, camgözlü kafesler gibi yamrı yumru edilecek, tellerin ve demiryollarının karışık çelik yığıntılarının arasında, çatısı çürümüş ve delik sundurmaların ardında ve krater gibi parçalanmış caddelerin içinde dökülmüş bir yaprak gibi sallanacaklar…

Çamur gibi kurşuni ve kurşun gibi ağır bir sessizlik yayılacak; okullarda, üniversitelerde, sinema salonlarında, spor alanı ve çocuk oyun bahçelerinde gittikçe kök salacak; hem de korkunç, açgözlü ve durdurulamaz bir biçimde…

Güneşli sulu üzümler bayırlarda çürüyecek, pirinç kavrulmuş toprakta kuruyacak, patates nadasa bırakılmış topraklarda çürüyecek ve inekler donmuş bacaklarını tıpkı devrilmiş sağma tabureleri gibi göğe kaldıracaklar…

Büyük doktorların dahiyane buluşları enstitülerde ekşiyecek, çürüyecek ve bir mantar gibi küflenecek…

Mutfaklarda, ambarlarda, kilerde, soğutma odalarında ve depolarda son çuval unlar, son kavanoz çilekler ve kirazlar bozulacak; devrilmiş masaların altındaki kırık tabaklardaki ekmek yeşerip küflenecek; taşan tereyağı tıpkı arapsabunu gibi pis pis kokacak; tarlalardaki buğday ölü bir ordu gibi pas tutmuş karasabanların yanında toprağa saplanmış kalacak ve dumanı tüten bacalar, fabrika bacaları yıllanmış otlar arasında kaybolacak…

O zaman son insan parçalanmış bağırsakları ve zehirlenmiş ciğerleri ile kızgın güneşin ve kayan yıldızların altında ölü yığınları ve dev beton yığınlarıyla dolu şehirlerin buz gibi devinimsizlikleri içinde yanıtsız, yapayalnız, bir başına ve aklı başından gitmiş; ‘NEDEN’ diye sorsa da, sorusu vurdumduymazlıkla bozkırlarda kaybolacak, yıkıntıların arasından esip geçecek; son hayvan insanın en son hayvansal çığlığı, ne duyan olacak ne de yanıtlayan…

İşte tüm bunlar olacak, yarın, belki yarın, belki de bu gece, belki de bu gece, eğer, eğer, eğer yarın siz HAYIR demezseniz…

 

Çeviri: Kürşat COŞGUN

 

 

104
0
0
Yorum Yaz