desen

2008-04-23 15:54:00

desen bir türlü, demesen bir türlü...

 

Selçuk Demirel’in  17 nisan tarihli Fransız Le Monde gazetesinde yayımlanan deseni tartışmalara neden oldu. Tartışmanın nedeni, desenin ana figürünün Türk bayrağı olması üzerinde yoğunlaşıyordu. Oysa desen hakkıyla okunsa, eleştirilerin bayrağı savunan laik kesimden değil, ülkeyi (ve onun simgelediği bayrağı) gerici bir dönüştürme çabasında olan gerici-şeriatçı kesimden gelmesi gerekiyordu. Her zaman olduğu gibi, at izinin it izine karışması bu olayda da kendini gösterdi. Savunanların neyi savunduğunu, eleştirenlerin ise neyi eleştirdiğini anlamak bir hayli zor.

 

 Selçuk Demirel, Le Monde, 17 Nisan 2008.

 

İşte eleştirilere bir örnek, sözümona laikliği ve bayrağı savunuyor. “Bu karikatürü yayınlayan Le Monde hepimiz doğal olarak kınıyoruz. Bu bir eser değil ki ve de asla olamaz. Türkiyemiz’de bayrak Kanunu vardır. Bu kanun gereği bayrağın kumaşının bile özelliği ve ölçüleri bellidir. Kaldı ki bu bir eser de olamaz.” Bir sanatsal yapıtın (tasarımın) ölçülerini sanatın kendi kural ve değerleri içinde değil, hukuksal mevzuatta arıyor. Desenin sanatsal değerlendirmesini, yasa maddeleriyle yorumluyor. Üstelik yargısı da peşin ve kesin: “Bu bir eser de olamaz!” Buram buram faşizm kokan bu yorumlar laik, çağdaş Türkiye’nin savunucuları tarafından yapılmış olamaz. Bu ülkede laiklik, ulusal değerler, modern gelecek tasarımı bu kafalarla inşa ve idame ettirilemez. Bu yorumlarıyla, eleştirdikleri gerici akımların hemen yanında saf tuttuklarından ve bilerek ya da bilmeyerek onların değirmenine su taşıdıklarından haberleri bile yok.

 

Demirel’in bu deseni Türkiye Cumhuriyeti’nin simgesi bayrağın, adım adım ve hangi figürlerle Ilımlı İslam Cumhuriyeti’nin bayrağına dönüştürüldüğünü gösteren enfes bir yapıt. Türbanın, 85 yıllık Cumhuriyet’i içerden kemirerek, nasıl bir değerler aldatmacası yarattığını net bir biçimde gözler önüne sergiliyor. Bundan rahatsız olması gerekenler, bu aldatmacanın içinde olan, onu gerçekleştiren dinci-gerici kesim ve onların hık deyicisi liboşlar olmalıdır.

 

Benzer bir karikatür geçtiğimiz günlerde The Globe and Mail adlı sitede Anthony Jenkins’in çizgileriyle de yayımlandı. Jenkins de aynı şekilde, bayrağın simgelediği Türkiye Cumhuriyeti’nin yobaz-gerici güçler tarafından nasıl kuşatıldığını anlatıyordu.

 

Anthony Jenkins, The Globe and Mail.

 

Anlatılan şey doğrudur; ülkede yaşanan siyasal, toplumsal gelişmelerle koşut bir değerlendirme içermektedir. Bu nedenle her iki karikatüre de laik kesimden eleştiriler gelmesi (hele de bu eleştirilerin bayrağın biçimsel özellikleri öne çıkarılarak yapılması) kafaların karışıklığı konusunda işi daha da zorlaştırmaktadır.

 

Buraya kadar olanlar işin bir yanı. İşin bir yanında ise, bu desenin çizeri Selçuk Demirel’in konu hakkında kendisiyle röportaj yapan Vatan gazetesi muhabirine vermiş olduğu yanıtlar var. Şöyle diyor Demirel:

 

“Ben laikci-dinci tartışmasında tarafsız bir mesafede duruyorum. Mesafeli durmadığımız sürece zaten çok eleştirel yaklaşamam. Ve taraf tuttuğum anda propaganda yapmış olurum. Burada vermek istediğim mesaj ikiye bölünmüş vaziyette olan Türkiye’dir. Dinciler de laikler de kendi cumhuriyetini kurmaya çalışıyorlar. Türkiye iki taraftan da çekiliyor. Ve çekildiği noktalar demokratik ve normal noktalar değil maalesef aşırı uçlardır. Türkiye 6 aydır gereksiz bir şekilde ’türban’ konusunda tartışmalara kilitlenmiş durumda. Tartışacak o kadar şey varken bu konuya saplanmak bence yanlıştır. Üniversitelerde türbanın serbest bırakılmasını savunuyorum. Bunu da taraf tuttuğum gibi bir sebepten dolayı değil insanların kişisel haklarına duyduğum saygıdan dolayı destekliyorum.”

 

Hadi kafası karışık kesimleri hallettik diyelim. Peki, “aydın” diye sokakta dolaşan bu sanatçıları nasıl düzelteceğiz? Arınçvari tanımlamalarla, bölünmenin dincilerle laikçiler arasında olduğunu söylüyor ve kendisinin bu konuda taraf olmadığını bildiriyor. Öyle ya, bu taraflar, ülkenin sahip olduğu dinamiklerin 150 yıllık bir süreç sonrasında karşı karşıya getirilmeleriyle ortaya çıkmadı. Ya da bu taraflar bu 150 yıllık gerilimle ilmik ilmik örülmüş birsosyo-politik sonuç değil. Bu taraflar olsa olsa, Fenerbahçe, Galatasaray gibi takımlarına gönül vermiş cenahlardan oluşuyor. Beyimin paşa gönlü de bu takımlara taraftarlık yapmak istemiyor, çünkü ortada bir üçüncü seçenek daha var ya!

 

Selçuk Demirel 12 Eylül sonrasının “ne o, ne o” sloganını şiar edinen tipik kaygan solcusudur. Aklınca taraflar üstüdür. Hani, bir nevi tanrı-sanatçı. Bu ülkeye dair önereceği hiçbir şey yoktur. O eleştirir, yargılar ve işini yapmış olmanın gönül rahatlığıyla yaşar, gider. Ülkede laik, demokratik, çağdaş bir rejimin varlığıyla, dinci, gerici, çağdışı bir rejim arasındaki farkı önemsemez. İkisi arasındaki mesafesi onun demokratik (!) duruşundan kaynaklanır. Çünkü demokrasi denilen şey, taraf tutmamak, taraflara mesafeli olmaktır. Bitaraf olanın bertaraf olacağı gerçeğinin bir önemi yoktur.

 

Demirel’in çizgilerini savunmak konusunda üzerime düşeni yapmaya hazırım, ama “Allah aşkına o deseni bu sözleri söyleyen adam mı çizdi” diye sorduran çizerini eleştirmek de görevimiz olmalı. Anlaşılan o ki, Aziz Nesin’in “Ah Biz Ödlek Aydınlar” kitabı bu memlekette daha çoook okunur.

204
0
0
Yorum Yaz