fidel ölürse

2007-05-18 00:41:00

FİDEL ÖLÜRSE…

 

Mahmut Şenol, Indianapolis’ten ‘Pazar Yazıları’(*) için yazmasaydı,  varlığını yeni öğrendiğimiz bir avuç ABD işbirlikçisi Kübalı’nın, halen zorlu bir hastalığa karşı mücadele veren Fidel Castro’nun ölümü sonrasında gerçekleştirmeyi planladıkları kutlamaya ilişkin hazırlıklarından haberdar olamayacaktık.

 

‘Domuzlar Körfezi Çıkarması’ sırasında hamileri ABD’nin kışkırtması ve silahlandırmasıyla Küba devrim yönetimine karşı savaşmış hepi-topu 1500 kişilik bu grubun sağ kalanları, başkan Kennedy tarafından ABD’ye getirilmiş ve kendilerine Florida eyaletinde yerleşecek yer ve maaş sağlanmış. Ama onlar en çok da Pentagon’un 2506. tümeninde yer almaları karşılığında verilen ‘gazilik’ unvanı ile avuna gelmişlerdi. İspanyolca ‘brigadistas’ diyorlardı kendilerine, İspanya’da ve tüm Latin Amerika’da gerçek gaziler için söylenen bu sözü ne kadar kirlettiklerini bile bile.

 

Ancak tüm bu ulufelere karşın, yaban ellerin yurt olamayacağını, ABD günlerinde yaşadıkları bedelle öğrendiler. ‘Öteki’ olarak yaşamanın zorlukları bir yana, yoksulluk, evsizlik, alkolizm ve uyuşturucu gibi sorunları acı sonuçları ile birlikte gördüler, yaşadılar. Kimi çareyi intiharda bulurken, kimiler de mafyaya bulaştı, soyguncu, katil oldu.

 

Yaklaşık yarım yüzyıl önce apar topar ülkelerini terk eden bu işbirlikçi güruhun yitirmediği ve hep hayaliyle yaşadığı yalnızca tek bir inançları kalmıştı bu sefil yaşamlarında: Fidel birgün ölecek ve onlar yıllarca dillerinden düşürmedikleri ‘Gelecek Yıl Havana’da’ sloganlarındaki gibi ülkelerine dönecekler... Hatta yazılanlara bakılırsa, bunun için de çok büyük kutlama hazırlıkları içindeler; viski içip, puro tüttürmek gibi. Soluğu meydanlarda alacaklar, dans edecekler, eğlenecekler ve yarım yüzyıldır her türlü baskıya karşın kapitalizmin karşısında dimdik duran, yalnızca ülkesi için değil, tüm insanlık için bir onur abidesi olan Fidel’in ölümünü kutlayacaklar. Bunun için de bugün duymak istedikleri tek şey: ‘Fidel Castro esta muerto’.

 

Gelgelelim, kazın ayağı hiç de bu zavallıcıkların düşlediği gibi değil ve işin gerçeği, olmayacak da. Fidel’in ölümü elbette, dünya sosyalizm tarihi için de, Güney Amerika’nın yağmalanmasını ve sömürgeleşmesini engelleyen mazlumlar için de çok önemlidir; ama asla bir son değildir. Düne kadar ABD’nin arka bahçesi sayılan, işbirlikçi diktatörlerin kanla, zulümle yönettiği Latin ülkeleri, Chavez’in Venezuellası ile başlayan ve benek benek kıta haritasına yayılan bağımsızlıkçı ve özgürlükçü yeni yönetimleriyle zengin kuzey’in korkulu rüyası olmaya başladı. Üstelik bunu, bizdeki az okumuş, çokbilmişlere inat ulusal motifleri öne çıkaran, bağımsızlığı, antiemperyalizmi temel şiar edinen ve buram buram ulusallık kokan ‘Bolivarcı Sosyalizm’i bayraklaştırarak yapıyorlar. Peru, Şili, Arjantin, Brezilya, Bolivya, Ekvator gibi ülkeler, ‘tarihin bittiği’ masalını, bu masalın sahibine ve mahmur gözlerle onu onaylayanlara yalatıyorlar her gün. Çünkü, şairin de dediği gibi, ‘son sözü hep direnenler söyler’.

 

Fidel birgün gider elbette, gider ama, onun filizlediği çiçek koca bir kıtaya kök salmıştır bugün. Üstelik, her geçen gün daha da büyüyerek. Ve her geçen gün, bir öncekinden daha emin.

 

Onlar ise, Fidel’in ölümüyle dans edecekler, kendilerinden geçene kadar viski tüketip sarhoş olacaklar, ama sabah uyandıklarında görecekler ki, Küba onlar için hala uzak bir düş. Ne diyelim, ABD için  ‘öteki’, kendi ülkesi için ‘hain’ olmanın ötesine geçemeyen bu insancıklar eğer ülkemizde yaşasalardı, ‘aç tavuk kendini darı ambarında sanır’ gibi bir atasözümüzü bilirlerdi. Hatta, ‘itin dileği olsa, gökten kemik yağardı’ diye boş düşler peşine koşanlar için söylenmiş sözleri de…

 

 

(*) Fidel’in Ölümünü Bekleyen Viskiyle Puro, Mahmut Şenol, Cumhuriyet, 11.02.2007.

15
0
0
Yorum Yaz