nazım

2008-06-01 11:28:00

nazım...nazım...

(20 Kasım 1901 - 3 Haziran 1963)

Portre: Kürşat Coşgun, 1998.

 

(...)

kökü burda

         yüreğimde

yaprakları uzaklarda bir çınar

ıslık çala çala göçtü bir çınar

        göçtü memet diye diye

             şafak vakti bir çınar

        silkeledi kuşlarını

             güneşlerini

"oğlum sana sesleniyorum işitiyor musun, memet, memet"

 

 

gece leylak

       ve tomurcuk kokuyor

üstümbaşım elim yüzüm gazete

vurmuşum sokaklara,vurmuşum karanlığa

       uy anam anam

       haziranda  ölmek zor

 

"uyarına gelirse

       tepemde bir de çınar"

             demişti on yıl önce

demek ki on yıl sonra

demek ki sabah sabah

demek ki "manda gönü"

demek ki "şile bezi"

demek ki "yeşil biber"

bir de memet'in yüzü

bir de güzel istanbul

bir de "saman sarısı"

bir de özlem kırmızısı

demek ki göçtü usta

kaldı yürek sızısı

       geride kalanlara

 

(...)

bir kırmızı gül dalı

                   şimdi uzakta

bir kırmızı gül dalı

                  iğilmiş üzerine

yatıyor oralarda

bir eski gömütlükte

        yatıyor usta

bir kırmızı gül dalı

        iğilmiş üzerine

okşar yanan alnını

bir kırmızı gül dalı

        nazım ustanın

 

                      Hasan Hüseyin

                     (Haziranda Ölmek Zor'dan)

 

Bu Vatana Nasıl Kıydılar...

 

İnsan olan vatanını satar mı?

Suyun içip ekmeğini yediniz.

Dünyada vatandan aziz şey var mı?

Beyler bu vatana nasıl kıydınız?

 

Onu didik didik didiklediler,

saçlarından tutup sürüklediler.

götürüp kâfire: «Buyur...» dediler.

Beyler bu vatana nasıl kıydınız?

 

Eli kolu zincirlere vurulmuş,

vatan çırılçıplak yere serilmiş.

Oturmuş göğsüne Teksaslı çavuş.

Beyler bu vatana nasıl kıydınız?

 

Günü gelir çarh düzüne çevrilir,

günü gelir hesabınız görülür.

Günü gelir sualiniz sorulur:

Beyler bu vatana nasıl kıydınız?

 

                                Nazım Hikmet

 

10
0
0
Yorum Yaz