aziz nesin

2008-02-06 00:11:00

AZİZ NESİN ASIL ŞİMDİ "YANDI"... Ercan Akyol, Milliyet, 5 Şubat 2008.   Hem de canevinden. Hem de yaşamını adadığı köktendinciliğe karşı verdiği kavgasında. Hem de onu yakmak isteyenlere, meşaleyi kendi can’ının uzattığı bugünlerde.   * * *   93’ün sarısıcağında, kendini bir anda madımak cehenneminin ortasında bulan Aziz Nesin, bugün türban üzerinden yaşanan hokkabazlıkları görse acep ne derdi? Dinsel gericiliği bir toplum için en büyük düşman bellemiş bir bilge,  dinsel gericiliğin dümen suyuna kendi oğlunun su taşıdığını görse, bunu da “Aziz Nesin’lik bir olay” olarak görür müydü? Somut bir tehlike karşısında, soyut özgürlük lafazanlıklarıyla duruş (!) belirleyen aydınımsılara “Ah Biz Ödlek Aydınlar”ın ötesinde bir tanımlama getirir miydi? Görüşlerine tam olarak katılmasa da, salt ortaçağ kalıntısı şeriata karşı olan kavgalarından ötürü kendi canını ortaya koyarcasına Teslime Nesrinler’i, Salman Rüşdüler’i savunan bir Aziz Nesin, bugün bulutların üstünden bizleri izlerken ne düşünüyor dersiniz? Matematik çiftliği kurmakla övünen matematik profesörlerinin, skolastik düşünce ile bu denli akrabalıklarını yüzyılımızın büyülü sözcüğü “demokrat” kavramıyla açıklayabilir miydi? İşsizlik, yoksulluk, kadına şiddet, terör, eğitimsizlik, gelecek güvencesizliği, açlık, sağlıksızlık, faizcilik, emek sömürüsü, kentlerin yağmalanması, kit’lerin peşkeşi gibi ülkenin karabasanı sorunlar hergün dağ gibi büyürken, türban kadının saçını değil, gerçekleri örtüyor diye bağırmaz mıydı? Demokrat aydınlara düşen gerçek görevin, Beyazıt avlularında “türbana özgürlük” çığırtkanlıkları yapmak değil, o çığırtkanlıkla örtülmeye çalışılan bu sorunlar üzerindeki türbanı savurup atmak olduğunu haykırmaz mıydı?   * * *   Bu soruları uzatmak olası belki ama gereksiz. Anlaşılan, ülkemiz Tevfik Fikret’in yüz yıl önce oğluna yazdığı “Haluk’un Vedaı&... Devamı

hk26

2008-02-04 09:31:00

HAFTANIN KARİKATÜRÜ Devamı

annem-babam

2008-02-03 17:44:00

sevgiyle, özlemle... Yukarıdaki fotoğrafın arkasında 2 Şubat 1958 yazıyor. Elli yıl olmuş yani. Havzalı Hüseyin Coşgun ile Bafralı Ayşe Kömürcü tanışıklıklarını bu tarihte evlilik ile taçlandırmışlar. Bugünden bakınca tam yarım asırlık bir birliktelik bu. Ne var ki, yaşamlarını bir yastıkta birleştirmeye karar veren bu insanlar yalnızca yirmi bir yıl bir arada olurlar. Önce Hüseyin kopar bu dünyadan, on beş yıl sonra da Ayşe. Arkalarında beş çocuk bırakırlar. Ve Hüseyin’in hiçbirini, Ayşe’nin ise yarısını göremediği on torun. Kendilerinin değil, ancak sevenlerinin ellinci yılını kutladığı bu evlilik yıldönümünde her ikisini de sevgiyle, özlemle anıyorum.   Devamı

masum istatistik

2008-01-31 10:19:00

Söz Hamit Kalyoncu'nun... (Günün mana ve ehemmiyetine binaen...) Portre: Kürşat Coşgun, 2002. Masum istatistik Almanya'da 70 bin sağlık kurumu... 8 bin kilise, Fransa'da 60 bin sağlık kurumu... 9 bin kilise, Türkiye'de ise 7 bin sağlık kurumu... 77 bin cami olduğunu biliyor muydunuz? Onlar tahsilli ve sağlıklı olarak yaşayacaklar ama gavur olacaklar; halbuki biz cahil ama dini bütün olarak ölüp cennete gideceğiz. Zaten bu dünya geçici, hiç bir şeyi dert etmeye değmez. Boşu boşuna eğitime niye para harcayalım, nasıl olsa ölünce bir işe yaramayacak bu bilgiler. Eh hastane dersen, boşu boşuna ölümünü, yani cennete gitmeyi geciktirmenin anlamı ne ? En iyisi o paraları okul, hastane falan gibi gereksiz yerlere harcayıp carcur etmek yerine cami yapımına harcayıp daha çok müslümanı gönderelim cennete. Orada seçim olursa biz kazanırız. Varsın bizi AB'ye almasınlar, biz de onları cennete almayız.(!) Oh be ! İçim açıldı vallahi. Beni arayan olursa camideyim...  ... Devamı

muammer aksoy

2008-01-31 09:31:00

Katlinin 18.yılında Muammer Aksoy'u saygıyla anıyoruz... Portre: Kürşat Coşgun, 1994.   Diyecekti ki,(*)   "(...) Atatürk'ün din düşmanı olduğunu söyleyenler, her alanda kendileri gibi düşünmeyenleri ve farklı inançlara sahip olanları ezmeyi, yok etmeyi din uğruna cihat sayan vicdan özgürlüğü düşmanlarıdır . Atatürkçüler, dinin değil, din bezirganlarının düşmanıdırlar. Vicdan özgürlüğünün değil, başkalarının vicdan özgürlüğünü tanımayan, vicdan ve inancı kendilerinin tekeline almak isteyen saldırganların düşmanıdırlar. Uygarlıktan yana olanlar, gerilikten yana olanlar kadar yürekli ve özverili olmadıkça, Türkiye'nin aydın ufuklara doğru gidişi sürdürülemez, dahası ortaçağ karanlığına gömülmesi önlenemez... Şu gerçeği artık herkesin görmesi gerekir ki, irticanın kitle halinde harekete geçmesi ve Laiklik ilkesini yok etme olasılığı, hiçbir dönemde bu kadar yakın, yaygın ve somut olarak kendini göstermemiştir... Türkiye Cumhuriyeti bugüne kadar görülmemiş ölçüde ciddi bir yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır .(...)"   (*) 31 Ocak1990 günü öldürülmeseydi, bir gün sonra yapacağı basın toplantısı metni.  ... Devamı

Çizer portreleri1

2008-01-25 15:30:00

ÇİZERLER ÇİZERLERİ ÇİZİYOR 1   Bu köşede zaman zaman karikatürcülerin başka bir karikatürcü tarafından çizilmiş portrelerine yer vermeyi düşünüyorum. İlk olarak Türk karikatürünün altı büyük ustasının dönem arkadaşları ya da kendilerinden daha genç çizerler tarafından hazırlanmış portrelerine yer veriyorum. Bu konuda çalışma ya da araştırma yapan arkadaşlar için yararlı olacağını umuyorum. KC     Zeki Beyner                   Burhan Solukçu                      Necmi Rıza Ayça (Cafer Zorlu)                           (Necati Abacı)                                    (Muhittin Köroğlu)    Semih Balcıoğlu             TurhanSelçuk                             Cemal Nadir Güler (Haslet Soyöz)                            (Vahit Akça)                                         (Necmi Rıza Ayça)   ... Devamı

UĞUR MUMCU

2008-01-22 18:40:00

ONUN IŞIĞI YANIYOR, HÂLÂ…   Portre:Kürşat Coşgun, 1994.     Bir bombayla canına kıyılan Çoğalmasını bilen biriydi Daha az Uğur Mumcu’yduk dün Daha çok Uğur Mumcu’yuz şimdi   Ataol Behramoğlu     Bir yanı coşku seli, bir yanı öfke yıldırımı, bir yaralı çığlık, bir soylu haykırış… Her saniyesi halkına adanmış onurlu bir yaşam! Cumhuriyet Devrimi’nin ve kemalizmin bekçisi, yiğit bir kalpaksız kuvvacı! Şeriatın, ırkçılığın, mandacılığın ve yağma düzeninin önünde yılmaz bir savaşçı! Nereden gelirse gelsin, her türlü terörün karşısında bir insan hakları savunucusu! Yurtsever bir aydın, namuslu bir demokrat, cesur bir basın emekçisi! Fazla söze ne hacet? O Uğur Mumcu’ydu.   * * *   22 Ağustos 1942’de Kırşehir’de doğdu. Ankara Bahçelievler Lisesi’nin ardından Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. 1967-69 yılları arasında avukatlık yaptı. Daha sonra 1972’ye kadar Ankara Hukuk Fakültesi’nde Prof.Dr. Tahsin Bekir Balta’nın idare hukuku asistanı olarak çalıştı. 12 Mart 1971’de Prof.Uğur Alacakaptan ile birlikte tutuklandı. 7 yıl hapse mahkum oldu. Yargıtay’ın kararı bozması sonucu serbest bırakıldı. Hemen ardından “sakıncalı piyade” olarak Patnos’da askere alındı. İlk yazılarını Yön dergisinde yayımladı. Daha sonra sırasıyla Türk Solu, Devrim ve Ant dergilerinde çalıştı. Köşe yazarlığına 1974 yılında Yeni Ortam gazetesinde başladı. 1975 yılının Mart ayında Cumhuriyet gazetesinde yazmaya başladı ve “Gözlem” adlı köşesini aralıksız olarak1991 yılına kadar bu gazetede sürdürdü. 1979’da Türk Hukuk Kurumu tarafından “Yılın Hukukçusu” seçildi. 1991’in sonlarında İlhan Selçuk ve 80 arkadaşıyla birlikte Cumhuriyet gazetesinden ayrıldı. Bir süre Milliyet gazetesinde yazdı. 8 Nisan 1992’de Cumhuriyet gazetesinde yapılan yönetim değişikliği sonrasında yeniden gazetesine dön... Devamı

hk25

2008-01-21 09:03:00

HAFTANIN KARİKATÜRÜ Devamı

hırant dink

2008-01-18 10:59:00

KALDI ON TURNA...                                                                                                                  hırant dink'e… O yürekler parçalayıcı haberi veren gazetelerin henüz daha mürekkebi kurumadı. Bir zamanlar Anadolu'nun göğünde süzülen telli turnaların bir daha gelmemecesine gittiklerini öğreneli daha ne oldu ki? Bırakın gökyüzünü, o en yanık, en içten, en bizden türkülerimizin de artık öksüz kaldığını duyduğumuzda nasıl da burkulduk.Son onbir turna, diyordu o uğursuz gazete haberi, son onbir turna. Sevdalılara birbirinden haber taşıyan, hasretlikleri umuda döndüren, gökyüzünde yıldızlarcasına süzülen turnalar hoyratlığımıza, barbarlığımıza daha fazla dayanamamıştı. Muş'un Bozbulanık Ovası'nda üremeye çalışan son onbir turna, Anadolu'da bir sesin daha, bir rengin daha yittiğinin işaretiydi sanki.Mavi-beyaz sonsuzluğun dalgalarıydı oysa onlar; kanat seslerini bile duyurmazlardı bize, öylesine narin, öylesine zarif ve öylesine şiirseldiler.Mahpuslar özgürlüğe, fidan kızlar yavuklusuna, analar asker oğullarına, ozanlar zorbalara hep o telli turnaların kanadıyla gönderdiler dileklerini, sevdalarını, ilençlerini… O kanatlar ki, bu topraklarda yaşayan halkın dili, gözü, yüreği olmuştur çağlar boyu.Hüznü de onlarla sevmiştik, coşkuyu da.Ayrılığı da onlarla sevmiştik, kavuşmayı da.Yurdu da onlarla sevmiştik, gurbeti de.Şimdi öğrendik ki,  bir turna daha k... Devamı

zübeyde hanım

2008-01-13 17:03:00

Devamı