melih cevdet

2007-11-28 12:02:00

felsefe, mitoloji ve şiir 5 yıldır "garip"   Melih Cevdet Anday'a saygıyla... (1915-2002)   bir çift güvercin havalansayanık yanık koksa karanfil Portre: Kürşat Coşgun, 1994. (Türk Aydınlanma Devrimcilerine Saygı sergisinden)     TELGRAFHANE UyumayacaksınMemleketinin haliSeni seslerle uyandıracakOturup yazacaksınÇünkü sen artık o sen değilsinSen şimdi ıssız bir telgrafhane gibisinDurmadan sesler alacakSesler vereceksinUyuyamayacaksınDüzelmeden memleketin haliDüzelmeden dünyanın haliGözüne uyku giremez ki...UyumayacaksınBir sis çanı gibi gecenin içindeTa gün ışıyıncaya kadarVakur metin sadeÇalacaksın.   Önemli not: Bu şiir, 'bu memleket adam olmaz' deyip herşeyden umudunu kesenlere, her akşam yatmadan önce, aynanın karşısında kendi gözlerine bakarak, yüksek sesle okumaları gereken bir ev ödevi olsun!        ... Devamı

günce

2007-11-24 23:33:00

  sensizliğin güncesi ya da onüç günün yazıları (*)   Kürşat Coşgun   ı.gün   hiç unutur muyum? yıldızlar yuvamızda bir zamanlar. her gece birinde uyur, diğerinde uyanırdık. sen yıldızların en parlağını seçerdin, bense belli belirsiz ışıltılarla bir açıp, bir kaybolan, o en ürkek olanını. bulutların gökyüzünü alabildiğine sarmaladığı gecelerde bile o ürkek yıldız oralarda bir yerdeydi. belki en parlağını öylesi gecelerde görmezdik ama ben, tıpkı bana benzeyen yıldızımla göz kırpışır dururdum. kaldı ki, benim onu görmem de gerekmezdi; yağmurun ve gök gürültüsünün o kasvetli senfonisi altında bile nasılsa o beni görürdü. sen benim yıldızımı hiç sevmedin. onun ışıltısız, solgun yalınkatlığı seni hep ürküttü. sen onu anlayamadın, anlayamazdın.   ıı.gün   o ilkyaz sağanaklarının bile ıslatamadığı bizliğimiz, bir-iki damla gözyaşında boğulup giderken, senden bana, benden sana kalan neydi? acı mı, hüzün mü, yoksa…   ııı.gün   siyahın olmadığı yerde beyaz ne renktir?   ıv.gün   ikindileri yaşardım seni en çok; suskun, umarsız, ama bıçak gibi keskin dalgınlıklarda ya da bir martının ardında kalan boş bakışlarda.     v.gün   sen orda bağrına bas dur en büyük çileyi ben burada en büyük çileyi doldurayım ekmeğe muhtaç, hürriyete muhtaç, sana muhtaç sen orda dalından koparılmış bir zerdali gibi dur ben burada zerdalisiz bir dal gibi durayım                                                         a.kadir   vı. gün   yüreğim sürgündü sana. uzak yollar senin için vardı. ucu sonu belirsiz serüvenler hep senin içindi. kan, ter, gözyaşı ve kelepçe ve işkence, ölüm. sen dağın öte yüzüydün. bir çığlık... Devamı

öğretmenler günü

2007-11-24 22:24:00

bugün öğretmenler günü... söz rıfat ılgaz'da...   Devamı

cemkenanöngü

2007-11-23 22:18:00

Çizgisi de sesi gibi basbariton bir karikatürcü Cem Kenan Öngü…   Cem Kenan Öngü tarafından çizilmiş bir Kürşat Coşgun portresi, Zonguldak, 21 Aralık 2002.   Cem Kenan Öngü benim yaşamıma ilk kez girdiğinde henüz onyedi yaşındaydım. Gırgır’ın sayfa dibinde gördüğüm “Kemikzadeler” adlı ilk albümünün  ilanı onunla ilk kez tanışmamı sağladı. Edinmek için verilen adrese mektup yazdım, yanıt gecikmedi. Üstelik gelen yanıt yalnızca albüm konusunu değil, benim ondan sonraki karikatür yaşamımda çizgimi netleştirecek birçok konuyu da içeriyordu. Karikatürle ilgili öğrenmek istediğim her konuda bana yardımcı olabileceğini söylüyordu; sergilerden, yarışmalardan haberdar edebileceğini. Bafra gibi karikatür dünyasının çok uzağındaki bir gezegende yaşayan, henüz karikatür yaşamının ilk yıllarındaki bir lise öğrencisi için bunlar ne demek? Dediğini de yaptı; mektuplarla, kartpostallarla bu dostluk daha ilerledi. Derken araya yıllar girdi. Yaklaşık yirmi yıl sonra bir Devrek akşamında ilk kez yüzyüze geldik. Ben o mektupları anımsatınca, “valla mı, sen misin o şimdi?” diye hayretle sordu, sonra da “vay anasını be” dedi, “nerdeeen nereye?” Devrek yakınlarında bir alabalık çiftliğinde, üstelik derenin hemen üstüne kurduğumuz bir masada, handiyse sabahın ilk saatlerine kadar ne bardaklar boşaldı, ne de sohbetin ardı kesildi. Kimler yoktu ki o işret meclisinde: Semih Poroy, Cihan Demirci, Ferit Avcı, Mete Arif Tokmak, avukat Hüsnü Öztürk, ben ve o.   Zonguldak Sanat Günleri'nde düzenlenen Cemal Nadir sergisi açılışında, soldan Kürşat Coşgun, Tayfun Akgül, Ferit Avcı, Cem Kenan Öngü, Semih Poroy, Cihan Demirci, Mete Arif Tokmak, Zonguldak, 21 Aralık 2002.   Bu buluşmadan yaklaşık altı ay sonra, bu kez Zonguldak’ta “Sanat Günleri” adıyla düzenlediğimiz bir etkinliğin davetlisi çizerler arasındaydı. Üç gün bir aradaydık. Hep karikatürü konuştuk ve de karika... Devamı

HK20

2007-11-23 21:12:00

HAFTANIN KARİKATÜRÜ Kürşat Coşgun, 1999. (ZOKEV'in "Zonguldak'ta Spor '07" adlı Kent Kültürü Bienali'nin çağrışımıyla...) Devamı

metin kurt

2007-11-21 16:17:00

ZONGULDAK'TAN METİN KURT GEÇTİ Metin Kurt'la Bienal açılış kokteylinde, Zonguldak, 15 Kasım 2007.   İlk kez adını duyduğumda daha okula başlamamıştım. 70’li yılların ilk yarısında Galatasaray’ın üç yıl üst üste şampiyon olduğu yıllarda daha da sık duymaya başladım adını. Onun için duyduğum bir şey daha vardı: Çizgi Metin. Çizgi’nin onun bedensel zayıflığından kaynaklanan bir lakap olduğunu düşünürdüm; zamanla anladım, topu kaptığı gibi çizgiye doğru koşmasından ve topu çizgi boyunca sürmesinden kaynaklandığını. Yıllar sonra iki gerekçe ortaya atmıştı bu çizgi sevdası hakkında: birincisi, “o yıllarda sahanın yalnızca çizgiye yakın bölümleri çimdi, düştüğümde sakatlanmamak için oralara kaçıyordum.“ İkincisi ise tam da Metin Kurt’a yakışır bir gerekçeydi: “Çizgi halka en yakın yerdi ve ben hep halka en yakın olan yerde olmak istedim.” Çocukluğum onun sağ ayağına hayranlıkla geçti, gençliğim ise sol yumruğuna. İnsanın vücut koordinasyonuna en uygun duruş sağ ayakla birlikte sol kolun hareket etmesiydi ve o da bunu yaptı. Bir duruşun adamıydı o, bir kavganın.  70’li yılların ikinci yarısı, ülkede ideolojik mücadelenin doruğa ulaştığı dönemdi. Metin Kurt o günlerde tüm spor emekçilerinin örgütlenmesi ve bir sendika çatısı altında birleşmesi için kavganın fitilini ateşlemişti. Yanında yer alan birkaç arkadaşıyla birlikte önce takımdan aforoz edildi, sonra da adım adım futbol dünyasından uzaklaştırıldı. Portre:Kürşat Coşgun 2000’lerde yeniden çıktı ortaya, yarım kalan kavgayı sürdürmek için. Yine spor emekçilerinin örgütlenmesi ve sporun endüstriyel bir araç olmaktan çıkıp, insanların ruh ve bedensel sağlıklarının aracı olması için. O, “bu sömürü düzeninde atılan her gol emekçilerin kalesine girer” diyordu. “Ülkemizde rüşvetin sportif karşılığı şikedir” diyordu. “Parayı masa üstünden alan profesyonel, masa altından alan amatör sporcudur” diyordu. ZOKE... Devamı

orhanveli

2007-11-14 12:53:00

Orhan Veli'ye... hasretle... Portre: Kürşat Coşgun, 1991.        Orhan Veli Kanık (13 Nisan 1914 - 14 Kasım 1950)   bekliyorum öyle bir havada gel ki vazgeçmek mümkün olmasın... Devamı

HK19

2007-11-12 23:25:00

HAFTANIN KARİKATÜRÜ Devamı

atatürk

2007-11-10 21:11:00

bugün 10 kasım, neşe dolamıyor insan...   Zulmetin iktidarı bu toprakları gözüne kestirdiğinde, bu topraklarda bugün de sıkça rastladığımız bir güruhun ağababalarından kimi mandayı, kimi teslimiyeti tercih etmiş, kırk katırla, kırk satır arasında kolan vurup durmuşlardı. Dört yanımızın puşt zulası olduğu o günlerde, işte o, mavi gözlü dev “hayır” dedi, “manda ve himaye kabul edilemez.” İstanbul dükalığının temsilcileri “ama nasıl olur?”, “evropa ne der?” “amerika’yı gücendirmesek” sayıklamalarıyla gün geçirirken, anadolu’yu çoktan ateş sarmıştı; Dinamo usta’nın “kutsal isyan”, tanör hoca’nın “tarihin en haklı ve halklı mücadelesi” olarak tanımladığı kavga başlamıştı bile. Kavga dört koca yıl sonra dünyada eşi görülmemiş bir utku ile sonuçlandıktan sonra, sıra devrimlere gelmişti. Önce köhnemiş imparatorluğun kurumları tarihin çöplüğüne gönderildi, ardından aydınlanmanın ışık kuleleri kuruldu bir bir. On yılda her yaştan onbeş milyon genç yaratan bir ülkeydik artık. Yurdun dört bir yanı yenilenirken, hergün biraz daha eskiyen ve yıpranan bir yürek daha fazla dayanamadı. Soğuk bir Kasım sabahı sessizce aramızdan ayrıldı.   Portre: Kürşat Coşgun, 1981.   Aramızdan ayrışının 69. yılında onu lise yıllarında çizdiğim bir suluboya portresi ve Ceyhun Atuf Kansu'nun dizeleriyle selamlıyorum. Kavgası en büyük rehberimdir.   GELİR HALKIN DAĞLARINDAN   Geçer gecelere çizilmiş dağlardan Yiğit yanık türküsüyle Halkın düşü çağırır onu Yansır güzel kayalarda Beyaz atının gölgesiyle. Ne güzel yiğittir o, ne güzel çağrı Bir yanık buğday tarlasıdır bağrı Acı çekmiş Anadolu’dan Geçer beyaz atının kaba yeli Kabartıp topraktaki baharı. Yaralıdır yüreği Dağ aşa, yol aşa, bel aşa Yurdum! Senin derdin ne yüce Gün ışır tepelerde yeniden görününce Gazi Mustafa Kemal Paşa!  ... Devamı

erdal inönü

2007-11-04 15:16:00

Türk siyaset ve bilim dünyasının en naif, en içten, en özgün kişiliği Erdal İnönü'yü sonsuzluğa uğurluyoruz.  Portre: Kürşat Coşgun Devamı