Barış

2007-09-01 16:51:00

Bugün Dünya Barış Günü! Gölgelikler Serin Olur, Gölgeler Serin Olur adlı sergimden (2002).   ANA ÖĞÜDÜ   Çiçekleri ezme yavrum Çiçek bir yüreğe benzer Çiçek ezen insan ezer.   Sakın sen kuş vurma yavrum En engin bir yükseklikte Uçar kuşlar gökyüzünde.   Tüfekle oynama yavrum Şakacığı bile çirkin Bir canlıyı öldürmenin.   Gel bir çiçek ol sen yavrum Kendi ülkenin renginde Şu yeryüzü demetinde.                                                                                       Tahsin Saraç... Devamı

Geçmişten Bir Benzerlik

2007-09-01 16:21:00

Geçmişten Bir Benzerlik Öyküsü   Son günlerde sıklıkla karşımıza çıkan karikatür benzerlik konusu, geçmişte de bir hayli yaşanmış ve matrak hikayelere konu olmuştu. 60'lı yıllarda ulusal basında da konusu geçen bu benzerlik hikayelerinden en bilinenini, kendisi de bu hikayenin taraflarından biri olan merhum karikatürcü Burhan Solukçu'nun kaleminden okuyacaksınız. Benzerlik konusu olan üç karikatüre de yazının sonunda yer verdim. (K.C.) PAYLAŞILAMAYAN KARİKATÜR (*)         Bir sabah erkenden kalkmış, divana kurulmuş bir elimde kahve fincanını yudumluyor, bir elimle de sabah gazetesini okumaya çalışıyordum. Gazetenin sayfalarını karıştırırken gözlerim faltaşı gibi açıldı. Bir de ne göreyim. Kanada’da uluslararası yapılan “Montreal Star” yarışmasında Türk karikatüristi Erdoğan Özer birinci seçilmiş. İşin ilginç yanı ise yarışmada kazanan karikatür benim 28 Haziran 1962 yılında Akbaba’da çizmiş olduğum karikatürün aynısı.        Bir süre hayretten dona kaldım, elimdeki kahveyi bile bitiremeden soluğu sokakta aldım. Yolda rastladığım arkadaşlarıma durumu anlatarak hayretimi ifade ederken, onların cevabı da beni çok hayretler içinde bırakıyordu. Zira bazı sanatçı arkadaşlarım da dahil olmak üzere, “Evet, o karikatürü Erdoğan Özer daha önce çizmişti” diyorlardı. Oysa ben elimdeki Akbaba dergisini göstererek, “Nasıl olur? Karikatürü daha önce ben çizmiştim” diye diretiyordum.       Uzatmayalım, aradan birkaç gün geçti. Tanıdıklardan ve bana hak verenlerden bir dostum durumu o günlerde Hürriyet’in genel yayın müdürü olan Necati Zincirkıran Bey’e nakletmiş ve benimle görüşmesini temin etmişti.       Yanına gittim. Olayı anlattım, o da bunu çok ilginç buldu. Resimler falan çektiler ve güzel bir yazı hazırladılar. Yanılmıyorsam bu yazı 2 Eylül 1966 tarihli Yeni Gazete’de “sanat çevresi... Devamı

benzerlik

2007-08-18 19:43:00

KARİKATÜRDE BENZERLİK   Genellikle yarışmalardan sonra karikatür dünyasında "benzerlik" konusu gündeme gelir ve kalınca bir patırtı kopar. Bu yılki Uluslararası Nasreddin Hoca Karikatür Yarışması sonrasında da böyle bir durum yaşandı. Büyük ödülü kazanan Rus İgor Nikitin'in karikatürü ile 1995 yılında yapılan Tahran Karikatür Bienali'nin birincisi İtalyan Marco De Angelis'in yapıtları arası arasında görülen şaşırtıcı düzeydeki benzerlik intihal, öykünme, çalma, vb. kavramların eşiliğinde bir kez daha karikatürde benzerlik konusunu ortaya çıkardı. Don Kişot adlı karikatür sitesinde çizer Erdoğan Karayel'in gündeme taşıdığı konu, yaklaşık son bir aydır yerli-yabancı çizerlerin de katılımı ve katkısıyla hayli boyutlandı. Öylesine ki, yarışmalarda ödül kazanan karikatürlerin bir de "uluslararası karikatür komisyonu"nun eleğinden geçmesi gibi bir durum ortaya çıktı. Karikatürlerin çalma mı, esinlenme mi, benzer mi, aynısı mı olduğu gibi sorular bu komisyonca değerlendirilecek. Komisyonun pratikte ne kazandıracağını ya da kaybettireceğinin önümüzdeki yarışmalarda ortaya çıkacak tartışmalarda göreceğiz.   Ha, aklıma gelmişken, aşağıda tartışmaya konu iki karikatür ve benim "Gölgelikler Serin Olur, Gölgeler Sessiz" adlı sergim için 2002 yılında çizdiğim karikatür görülüyor. Ortada bir benzerlik olduğu kesin, ama yine de komisyon ne der bilemem. 2002 yılında Kürşat Coşgun'un Zonguldak, Kdz.Ereğli ve Karabük gibi kentlerde açtığı  "Gölgelikler Serin Olur, Gölgeler Sessiz" adlı sergimde yer alan karikatür. Solda 1995yılında Tahran Karikatür Bienali'nde Marco De Angelis'in birinci olan, sağda ise Nasreddin Hoca Karikatür Yarışması'nda İgor Nikitin'in büyük ödül kazanan karikatürü.... Devamı

hk10

2007-08-13 11:04:00

HAFTANIN KARİKATÜRÜ Devamı

Kari-Karma-Katür

2007-08-07 17:05:00

Arşivden... Zonguldak'ta karikatür sanatının gelişimine ve yaygınlaşmasına büyük bir katkı yaptığına inandığım  Kari-Karma-Katür sergisinin ilki 1988 yılında düzenlenen açılışından bir görüntü. İsim babalığını Ayhan Kiraz'ın yaptığı sergide kimler yok ki? Soldan itibaren; Mete Arif Tokmak, Kürşat Coşgun, Nusret Öztürk, Mehmet Baltaoğlu, Enver Malkoç, Ayhan Kiraz ve Şafak Tortu. Sergiye katılıp, fotoğrafta olmayanlar ise, Behzat Taş, Cahit Çelikel, Cengiz Koca, Melihhan Bilgin...İlk yıllarında sergi ile ilgili söyleşilerin de yapıldığı Kari-Karma-Katür yedi yıl üstüste düzenlendikten sonra, katılımın azalmasıyla birlikte son buldu. Devamı

hk9

2007-08-06 14:48:00

HAFTANIN KARİKATÜRÜ Devamı

Siyasi Karikatür Bitmedi, Bitmez

2007-08-06 14:29:00

Değişen Talepler Masalı Karikatürü Gerçek İşlevinden Uzaklaştıramaz... SİYASİ KARİKATÜR BİTMEDİ, BİTMEZ Geçtiğimiz aylarda usta karikatürcü Semih Balcıoğlu’nun bir söyleşide dile getirdiği sözlerle tırmanan tartışma, Türk karikatürünün gündeminden daha uzun süre düşmeyeceğe benziyor. Balcıoğlu özetle şunları söylüyordu: “İnsanlar perişan, yoksul ama karikatürümüz bunları yansıtmıyor; karikatürcülerimiz halkın sorunlarını çizmiyor, dünyadaki gelişmelere ilgisiz; karikatürcülerimiz değil bayrak açmak, mendil bile sallamıyor...”   Aynı derginin bu sözlerle ilgili  yaptığı soruşturmaya yanıt veren bazı çizerler, ustanın kendisinden sonra gelen kuşağın karikatürcülerine haksızlık yaptığını, siyasi içerikli karikatürlerin de dergi ya da gazetelerde yeterince yapıldığını söylüyor, değişen tek şeyin yeni beğeni ve talepler karşısında karikatürün de kendine yeni bir kimlik arayışında olduğunu belirtiyordu.   Balcıoğlu Haksız mı?   Ancak bu çizerler, gazetelerin birinci sayfasında artık bir çizerin neden olmadığına, olanların da “daha yumuşak, başlık süsü olmaktan öteye” neden gitmediğine bir yanıt veremiyordu. Aslında Balcıoğlu’nun bu saptamalarını haklı çıkarır derecede, dergi ve gazetelerimiz siyasi karikatürden (bir-iki istisna dışında) uzak duruyor. Toplumun apolitik birer tüketici haline dönüştürülmesi, küreselleşme ideologlarının önümüze koyduğu / dayattığı bir proje; bu proje Batı’da 70’lerden itibaren benimsenip uygulamaya konulduktan sonra, 90’larda Sovyetler’in dağılmasıyla demirperde ülkelerinde ve emperyalizme direnen üçüncü dünya ülkelerinde de adım adım yayılıyor. Bunun en yakın örneği Punch. İngiltere’de “ezilenleri korumak ve her türlü otoritenin başına bela kesilmek için kurulan” Punch, muhalif sesini yitirip düzenle uyum sürecine girince, 150 yıllık geçmişine karşın kapanmaktan kurtulamadı.   Siyasi karikatürün önemli imzalarından İngiliz Ralph... Devamı

hk8

2007-07-20 10:39:00

Haftanın Karikatürü Devamı

Orhan Alev

2007-07-16 10:27:00

Orhan Alev’i de yitirdik. İki Üşütük’ten biri olarak tanıdım onu ilkin. İkinci Üşütük Altan Erbulak’ı yitirileli handiyse yirmi yıl olmuş. Gırgır’ın efsane günlerinde, iç sayfalarında yayımlanan yarım sayfalık bantta, yaptıkları her işi elini yüzüne bulaştıran iki tip vardı. Her işten anladığını sanan, işten kaytarmak için her numarayı deneyen, çalışmadan zengin olma hayalleri kuran ve her seferinde eli sopalı Uzun’a (Oğuz Aral) enselenen iki sevimli tip. Zaten Uzun dövmese de, onlar birbirlerini döverlerdi. Çünkü her defasında yaptıkları sakarlıklardan dolayı birbirlerini suçlayıp, saçsaça baş başa kavga ederlerdi. İki Üşütük’ü Orhan Alev yazar, Altan Erbulak çizerdi. Naif, sevimli bir banttı. Çaktırmadan Gırgır’ın içinden bilgiler veren, yazar-çizerler hakkında dedikodu yapan, ama en önemlisi iğneyi önce kendine batıran kısa, ama sevimli öykülerdi. Orhan Alev, mizah yaşamına karikatürle başladı; ardından önce derginin espri vericisi, sonra dizi ve çizgiroman senaristi, en sonunda da dergi yöneticisi oldu. Süavi Süalp, İsmet Çelik damarından gelen bir mizah anlayışı vardı. Gırgır, Fırt, Avni, Hıbır gibi dergilerin belkemiği esprileri hep ona aitti. Tv dizilerinden ve Türk filmlerinden tornistan öyküler, uzun soluklu çizgiroman yazarlığı onun Türk mizah tarihinde unutulmayacak yapıtları olarak anılacaktır. Orhan Alev gerçek bir mizah emekçisiydi.  ... Devamı

Orhan Alev'i de Yitirdik

2007-07-16 10:27:00

Orhan Alev’i de yitirdik. İki Üşütük’ten biri olarak tanıdım onu ilkin. İkinci Üşütük Altan Erbulak’ı yitirileli handiyse yirmi yıl olmuş. Gırgır’ın efsane günlerinde, iç sayfalarında yayımlanan yarım sayfalık bantta, yaptıkları her işi elini yüzüne bulaştıran iki tip vardı. Her işten anladığını sanan, işten kaytarmak için her numarayı deneyen, çalışmadan zengin olma hayalleri kuran ve her seferinde eli sopalı Uzun’a (Oğuz Aral) enselenen iki sevimli tip. Zaten Uzun dövmese de, onlar birbirlerini döverlerdi. Çünkü her defasında yaptıkları sakarlıklardan dolayı birbirlerini suçlayıp, saçsaça baş başa kavga ederlerdi. İki Üşütük’ü Orhan Alev yazar, Altan Erbulak çizerdi. Naif, sevimli bir banttı. Çaktırmadan Gırgır’ın içinden bilgiler veren, yazar-çizerler hakkında dedikodu yapan, ama en önemlisi iğneyi önce kendine batıran kısa, ama sevimli öykülerdi. Orhan Alev, mizah yaşamına karikatürle başladı; ardından önce derginin espri vericisi, sonra dizi ve çizgiroman senaristi, en sonunda da dergi yöneticisi oldu. Süavi Süalp, İsmet Çelik damarından gelen bir mizah anlayışı vardı. Gırgır, Fırt, Avni, Hıbır gibi dergilerin belkemiği esprileri hep ona aitti. Tv dizilerinden ve Türk filmlerinden tornistan öyküler, uzun soluklu çizgiroman yazarlığı onun Türk mizah tarihinde unutulmayacak yapıtları olarak anılacaktır. Orhan Alev gerçek bir mizah emekçisiydi.  ... Devamı