can

2008-05-31 15:56:00

yaşadığımız uğursuz günlerin öngörücüsü can yücel'i sevgiyle anımsayarak...                                                           Portre: Kürşat Coşgun, 1991.   XXVII. DAMLA Her gece, sanırım, on bir buçuğa doğru Bir uçak geçiyor üstümüzden Yolcu uçağı, anlaşılan... Beni bir ortaçağ yaşamına mahkum edenler anlamıyorlar ki... Ben her gece, sanırım, on bir buçuğa doğru Üstümüzden geçen o uçağın bir parçasıyım, İniş takımıyım, göstergesiyim, aklıyım... Ve ben her gece, sanırım, on bir buçuğa doğru Bir kez daha anlıyorum ki, Haklıyım.   (Damdan Damlaya Damlaya Göl Olmaz Ya'dan)... Devamı

çizer portreleri 5

2008-05-23 17:07:00

ÇİZERLER ÇİZERLERİ ÇİZİYOR 5        1                                          2                                    3       4                                    5                              6   1 Tonguç Yaşar, Necati Abacı. 2 Altan Erbulak, Cihan Demirci. 3 Eflatun Nuri, Halil İbrahim Yıldırım. 4 Raşit Yakalı, Vahit Akça. 5 Burhan Solukçu, Semih Poroy. 6 Semih Balcıoğlu, Latif Demirci.... Devamı

TÜRBAN

2008-05-22 16:51:00

"İnancımı yaşamak için kapandım."   YORUMSUZ Devamı

HK33

2008-05-22 11:57:00

HAFTANIN KARİKATÜRÜ Taşatanlar sergisinden, 2004. Devamı

78'liler

2008-05-21 12:01:00

30 yıl sonra 78'liler...   Desen: Kürşat Coşgun, 2002.   ateşin, dumanın, isin, pasın içinden geldiler; çoktular,  kalabalıktılar, kum gibiydiler, söz gibiydiler, meydanlar dolusuydular, hiç yalnız kalmadılar (hücrelerde bile)... bir tozkoparan fırtınasının içinde çalakılıç yaşadılar; kolkolaydılar, omuz omuzaydılar, sırt sırtaydılar... birbirlerine hep güvendiler, hayatta hiçbir şeyleri vardı ve her şeyleri yoktu; kara saplı bir bıçak üstünde yaşadılar, ama bıçağı sapından tutmayı hiç öğrenemediler (belki de fırsatları olmadı)... hayatlarında hiç boşluk yoktu, hiç boş zamanları olmadı ve gün geldi zaman onlar için geçmek bilmedi... hep çalıştılar, çok çalıştılar; zamana karşı yaşadılar, yaşama karşı ve yaşama rağmen yaşadılar;  üstelik ölüm kadınları kadar yakınlarındayken bile... en kötü günleri en güzel günleri görebilmenin umuduyla sineye çektiler, bu uğurda kan kusup kızılcık şerbeti içtim dediler... dişleri ve yumrukları hep sıkılı kaldı, ellerini yalnızca bir şeyler vermek için açtılar. sağanak yağmurlarda yürüyüşü sevdiler; en içten duygularını defterlere değil duvarlara yazdılar; hep sabaha karşı çalınan kapıların tedirginliğini yaşadılar; teksir makinaları, boyalar, fırçalar, afişler, bildiriler ve koyunlarında sakladıkları yavuklularının resimleri vücutlarının vazgeçilmez uzuvları gibiydi... idol bildikleri öncülerinin gün gelip holding patronu, çok uluslu kartel danışmanı olduğunu yüreklerinde derin bir sızıyla izlediler; ağabeylerinin fır fır döndüğünü gördükçe kahroldular, onları bu çirkefin içinde düşünemediklerinden olacak handiyse ölenlere “iyi ki öldü” dediler... yüzyılın  başındaki jöntürkler, 20’lerin kuvvacıları, 40’ların fedailer mangası, 68’in ve 78’in gözüpek yurtseverlerinden sonra, eylülizmin yarattığı 90’ların, 2000’lerin gençlerini nasıl tanımlayacağız? hadi onu da zamana bırakalım...   * Bu yazı ilk kez 22 Mayıs 2002 tarihinde Yeni Adım ... Devamı

19 Mayıs

2008-05-19 15:31:00

bütün ümidim gençliktedir...                                 "Genç fikir, gerçek fikirdir" diyen büyük önder, ülkenin tam bağımsızlığını  simgeleyen günün onurunu da Cumhuriyet'i emanet ettiği gençliğe armağan etmişti. Gençlik Yılı olarak kutlanan 1985 yılında, benim de genç sayılabileceğim bir dönemde çizdiğim bu karikatürle Atamız'ı ve gençlerimizi selamlıyor, tüm ulusumuzun bu en anlamlı bayramını en içten dileklerimle kutluyorum.   Devamı

Ramiz

2008-05-16 00:03:00

arşivden...   25 Aralık 1924 tarihli Akbaba dergisinde yayımlanan bu karikatürde, Cumhuriyet döneminin öncü çizerlerinden Ramiz (1900-1953) kendini Halk Fırkası (bugünkü CHP) önünde çizmiş ve günümüzde çoklarına ders verir nitelikte bir dörtlükle durumu anlatmış. Zübükler için devir değişti ama zihniyet aynı; dün yüz sürülen Halk Fırkası'ydı, bugün ...   Ciddi Mizah   Dediler ki sana emel bağlayan Karşında diz çöküp bir dem ağlayan Ber-murad olurmuş: Ben de bir zaman Ağlayıp murada ermeye geldim   Not: Evin üzerinde HALK FIRKASI, kapının üzerinde ise "Maşallah" yazıyor.  ... Devamı

leyla gencer

2008-05-12 16:11:00

OPERA DİVASINI YİTİRDİ...   Dünya opera tarihinin gelmiş geçmiş en büyük seslerinden biri olan Leyla Gencer 10 Mayıs 2008 günü Milano'da yaşamını yitirdi. Leyla Gencer,  1928 yılında, İstanbul'da doğdu. İstanbul İtalyan Lisesi'ni bitirdi ve İstanbul Devlet Konservatuvarı'nda şan eğitimi aldı. Konservatuarda İtalyan soprano Giannia Arangi-Lombardi ve yine İtalyan sanatçı Apollo Granforte ile çalıştı. 1950'de Devlet Tiyatroları Ankara Operası'nda "Cavallerina Rusticana" ile sanat yaşamına başladı. Batı ülkelerinde “La Diva Turca”, “La Gencer”, “La Regina” olarak ün yapan; Milano, Roma, Napoli, Venedik, Viyana, Paris, San Francisco, Köln, Buenos Aires, Londra, Rio de Janerio, Bilbao, Chicago’da sanatını dinleten; Lucia’nın, Norma’nın, Lady Macbeth’in, Queen Elizabeth’in, Filoria Tosca’nın, Lucrezia’nın, Madame Butterfly’ın, Alceste’nin, Aida’nın, Violetta’nın, Leonora’nın “Leyla la Turca”sı soprano Leyla Gencer, hem seçkin opera sahnelerinde hem resitallerinde hayranlık uyandırmış sanatçıların başında gelir. Onun opera repertuarı 23 bestecinin 72 yapıtını kapsamıştır. 1954 yılında Napoli’deki ünlü San Carlo Tiyatrosu’nda “Madame Butterfly” ile başlayan uluslararası platformdaki opera serüveni, 1957 yılında Milano’daki La Scala’da kazandığı başarıyla doğruğa çıkmıştır. 1958 yılında La Scala’da “Assassinio nella Cattetrale” operasının dünya prömiyerinde yine sahnede Gencer’in adı vardır ve o günden sonra dünyanın hemen bütün ünlü sahnelerinde “La Regina” olarak alkışlanan Gencer, 1980 yılında operayı bıraktığı güne kadar dorukta kalmıştır. Günümüzde As. Li. Co.’nun genel sanat yönetmeni olan, uluslararası yarışmalarda seçiciler kurulu üyelikleri yapan, festivallere, seminer ve konferanslara katılan Leyla Gencer, İstan... Devamı

similia

2008-05-11 21:40:00

Similia similibus curentur!   Bugün bir yazı düştü posta kutuma. Azize Özdilek imzalı bu yazıda homeopatik tedavi uygulaması hakkında bilgi veriliyordu. İşin özü de kısaca şu: Tıptan farklı olarak, hastalığın yaşandığı organ veya dokulara değil, bedenin bütününe tedavi uygulanarak kişiye bütünsel çözüm ile yaklaşmaktadır. Dolayısıyla semptomları yok etmeyi hedeflemekten çok, vücudun kendini yenilemesi için çözüm aramaktadır. Bu tedavi yönteminin köklerinin 200 yıl önce Alman Doktor Samuel Hahnemann tarafından atıldığı ve günümüzde birçok ülkede bilimsel olarak kabul gördüğü belirtiliyordu. Tedavi yönteminin en kısa tanımı, “benzer benzeri iyileştirir”. Ya da özgün adıyla “similia similibus curentur”. Karikatür dünyasının “benzer karikatür” olaylarıyla çalkalandığı bugünlerde, ne dersiniz, bu yöntem derdimize bir çözüm olabilir mi? Belki de biz çözümü benzer karikatürleri yok sayarak, yok etmeye çalışarak yanlış yerde arıyoruz. Karikatürleri benzerliklerinden ötürü suçlamak ya da eleştirmek yerine, onların varlığının karikatür dünyasına kattığı görece zenginlikten yararlanamaz mıyız? Nasılsa, benzeri (taklidi) ancak aslının büyüklüğünü ortaya koyar. Asılların değerini korumanın bir yolunun da, belki de kötü benzerlerinin varlığıyla anlaşılabileceği gerçeğini görmemiz gerekir. Bu yöntemle de karikatürün kendini yenilemesine ve geliştirmesine olanak sağlanabileceği düşüncesindeyim. Ancak “benzer karikatür” derken kastımın asla “eser hırsızlığı” olmadığının da özellikle bilinmesini isterim. ... Devamı

aydınlanma devrimcileri

2008-05-09 13:37:00

nostalji...   Türk Aydınlanma Devrimcilerine Saygı adlı sergimi ilk kez 18 Mart 1994 tarihinde Zonguldak'ta açmıştım. Cumhuriyet'in kuruluşundan bu yana aydınlanma felsefesine kendi alanlarında emeği geçen  bilim adamı, sanatçı, devlet adamı, gazeteci gibi aydınların portresinden oluşan bu sergi daha sonra Çaycuma, Devrek, Samsun, Çorum, Bafra, Antalya'da da açıldı. Broşürünün önsözünü yazar Adnan Özyalçıner, Zonguldak'taki ilk serginin açılışını ise felsefeci-şair Afşar Timuçin yapmıştı. Sergide yeralan aydınların portrelerini youtube'de  (http://www.youtube.com/watch?v=sVGVq-UT13) görmek olası. (Tabi, youtube'nin açık olduğu günlerde!)     BU SERGİ İÇİN Batıda Fransız devrimi ile başlayan aydınlanma hareketi, bizde yüzyılı aşkın bir süre sonra, köhnemiş bir imparatorluğun yerine kurulan genç cumhuriyet ile başlamıştır. Türk Aydınlanma Devrimi’ne emeği geçenlerin sayısı elbette bu kadar az değil; unuttuğumuz ya da sergi olanakları çerçevesinde yer veremediğimiz binlerce Aydınlanma Devrimcisi’ne de bu sergi ile bir selam gönderiyorum.  Kürşat Coşgun (Zonguldak, 1994)    ATATÜRK’TEN NAZIM’A, NAZIM’DAN MUMCU’YA Türk ulusu, Ulusal Bağımsızlık Savaşı’nda iç ve dış sömürgenlere karşı verdiği savaşımla bağımsızlığını elde etmiştir. Türk aydınlanmacılığının öncüsü Mustafa Kemal Atatürk’e göre Türk halkı, emeğiyle geçinen yoksul bir halktır. Emperyalizmi ortadan kaldırarak tam bağımsızlığına kavuşmuştur. Mustafa Kemal Atatürk, yaptığı dönüşümlerle Türk halkını ekonomik ve toplumsal bağımsızlığına da kavuşturarak çağdaş ve uygar bir toplumun ilk adımlarını atmıştır. Bu dönüşümlerle gelecek kuşakların “fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür” bir toplum oluşturması istenmiştir. Nazım Hikmet’ten başlayarak Türk aydınları ve sanatçıları bu uğurda savaşım vermişler, emeğiyle geçinen Türk halkının, emeğin karşılığının alındığı, ürettikler... Devamı