HK32

2008-05-07 09:40:00

HAFTANIN KARİKATÜRÜ   Devamı

deniz

2008-05-06 09:13:00

denizlere...denizlere... denizler'e!     MARE NOSTRUM                           En uzun koşuysa elbet Türkiyede de Devrim,                         O, onun en güzel yüz metresini koştu                         En sekmez lüverin namlusundan fırlayarak...                         En hızlısıydı hepimizin,                         En önce göğüsledi ipi...                         Acıyorsam sana anam avradım olsun,                         Ama aşk olsun sana çocuk, aşk olsun!                                                                              Can YÜCEL                                &n... Devamı

eflatun nuri

2008-05-05 17:49:00

eflatun nuri'yi de yitirdik...   Türk karikatürünün en özgün imzalarından biri olan Eflatun Nuri Erkoç'u 4 Mayıs 2008 günü, geçirdiği bir kalp krizi sonrasında yitirdik. Kendisine rahmet, ailesine ve çizgi dünyasına başsağlığı diliyorum.                                                                           Portre: Kürşat Coşgun, 2008.   eflatun nuri kimdir? 1927 yılında İstanbul’da doğdu. Orta öğreniminden sonra bir süre Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’ne devam etti. Ekonomik nedenler yüzünden Akademiyi bitiremedi. İlk eseri 1942’de Akbaba dergisinde yayımlandı. Birçok dergi ve gazetede çizdi.Karikatürleri yurt dışında da uzun yıllar yayımlandı. 1969 yılında Yugoslavya’nın Üsküp şehrinde yapılan uluslararası yarışmada jüri özel ödülü kazandı. Londra’da kişisel sergi açtı. Eflatun Nuri Erkoç, Leman, Hayvan, Öküz ve Kaçak Yayın'dan sonra son olarak Forumedebiyat dergisinde yazıyordu...     Eflatun Nuri'nin bir karikatürü.... Devamı

bulmaca2

2008-05-04 17:47:00

ÖDÜLLÜ BULMACA: İki fotoğraf arasındaki beş fark nedir? Recep Tayyip Erdoğan, 1992.   Recep Tayyip Erdoğan, 2007.   (Bulamadınızsa) Yanıtlar: 1. Fotoğrafın biri siyah-beyaz, diğeri renkli. 2. Fotoğrafın birinde 15, diğerinde 20 kişi görünüyor. 3. Alttaki fotoğrafta polislerin gölgesi görünüyor, üstteki fotoğrafta işçilerin gölgesi (bile) yok. 4. Üstteki fotoğraftakilerin hepsi bıyıklı, alttaki fotoğrafta bazılarında bıyık yok. 5. Üstteki fotoğrafta bir şahıs kırmızı daire içine alınmış, alttaki fotoğrafta daire içinde kimse yok.    ... Devamı

ayaklar

2008-05-04 13:43:00

ayaklara dair...   Kürşat Coşgun (Gölgelikler Serin Olur, Gölgeler Sessiz sergisinden, 2002)   Yalınayak Şiirdir   1. Biz tüzüklerle çarpışarak büyüdük kardeşimEmrazı Zühreviye Hastanesi'ne kapatıldı anamızAdıyla çalışan ermiş Sirkeci kadınlarındandırŞeker atar hâlâ mazgallardan Cankurtaran'daAcı Bacı'nın acı bilmez uçurtma çocuklarınaYıl sonu müsamerelerine kimler çıkarılmaz?2. Velhasıl onlar vurdu biz büyüdük kardeşimBabamız dövüldü güllabici odunlarla tımarhanedeAcaba halk nedir diye düşünür arada ışıttığıDudullu'dan tâ Salacak'a koşarak alkışlayalımFazla babalarıyla dondurma yiyen çocuklarıHangi çocukların neye imrenmesi yalınayak şiirdir?                                                  Ece AYHAN  ... Devamı

taşatanlar

2008-05-01 16:59:00

taşatanlar için…   bu ne acayip bir dünya her yana taştan…   Bedri Rahmi Eyüboğlu   önce avlanmak için taşı eline aldı insan. bütün amacı karnını doyurabilmekti, yani yaşamaktı. sonra taşın başka amaçlar için kullanılabileceğini anladı; onunla güç buldu, otorite sağladı. taş ilk kez silah olarak kullanıldığında her iki tarafın da gücü eşitti. sonuçta birbirlerine sadece taş atıyorlardı. ama kaba güçle iktidar olmaya çalışanlar bununla yetinmedi. daha fazla sayıda ve daha ağır taşları atmanı yollarını aradılar. buldular da. sonra taşı sivrilttiler, bilediler; kesici, delici yanlarını keşfettiler. ellerindeki silahı hergün biraz daha geliştirdiler. e, ne de olsa insanlık ilerliyordu. ve bu ilerlemenin sonucunda metali kullanmaya başladılar; ok, mızrak, kılıç yaptılar. karşılarındaki taş atmaya devam ediyordu. ama o hep en güçlü olmalıydı. bu yüzden de ellindeki silah sürekli gelişmeliydi. öyle de oldu. ateşli silahlar, toplar, tüfekler, tanklar derken, iş nükleer, kimyasal, biyolojik silahlara geldi dayandı. işte bu sergi, toplara, tanklara karşı hala taş atarak direnenlere adanmıştır.    'Taşatanlar' sergisinden, 2004.   (Taşatanlar adlı sergim 2004 yılında Zonguldak Devlet Güzel Sanatlar Galerisi'nde açıldı. 1 Mayıs kutlamaları için Taksim'e gelen göstericilere karşı akılalmaz saldırıları görünce aklıma sergimin broşürü için yazdıklarım geldi.)... Devamı

kıyı yazıları 1

2008-04-29 13:46:00

SULU MİZAH, KURU MİZAH (*)   Kürşat Coşgun   80’li yılların başında, amatör bir çizer tarafından gönderilen bir karikatürün eleştirisinden yola çıkarak[1], belki de Türk karikatür tarihinin en gerçekçi ve kapsamlı değerlendirmelerinden birini yapan Oğuz Aral, bu yazısıyla yalnızca genç çizerlere öğütler vermiyor, aynı zamanda kendisini ve Gırgır’ı karikatürü sulandırmakla suçlayan kesimlere de (her nedense gözden kaçmış, ama bence Gırgır’ın manifestosu sayılabilecek) tarihsel yanıtlar veriyordu.   Aral yazısında özetle, Türk çizerlerin, kendilerinin ve içinde yaşadıkları toplumun birebir yansımaları olarak kabul edilebilecek olay ve olgulara uzak dururken, müthiş bir yabancılaşma duygusuyla, karikatüre (ve genelde mizaha) batılı gibi bakmasını, kendi geleneksel mizah anlayışını hor görmesini, hatta yok saymasını eleştiriyor. Batılı çizerlerin makinalaşma olgusunun sonucu, içe kapanık ve mekanik bir yaşamın uzantısı olan soyut konulara yönelmelerini, onların sosyokültürel gelişim süreci içinde doğal karşılarken, kültürünün büyük bir bölümü ’sözel’ anlatıma dayanan Türk çizerlerin onlara öykünmesinin yersizliğinden dem vuruyordu.   Gerçekten de, temelleri aydınlanma devrimi ile atılan, sanayi devrimini, sömürgeciliği iliklerine kadar yaşayan, yirminci yüzyılda ise kapitalizmin ürünü tüketim toplumu olgusunu tüm benliğiyle yaşayan Fransız aydınının (ve dahi karikatürcüsünün) tüm bu evreleri yaşadıktan sonra ‘humour noir’ (kara mizah) anlayışına gelmesi olağan sayılabilir.   Belçikalı karikatürcü Jean-Michel Folon'un bir çalışması.   Sosyal, siyasal, kültürel boyutlarıyla hiçbir benzerlik taşımadığımız bu dünyanın çizerleri, gelişmiş anamalcılık batağına bir tepki olarak içe dönme, kendine kapanma gibi tepkisel reflekslerle kara mizah olgusuna yakın durabilir ve bu da onlar açısından anlaşılabilir bir durumdur.   Çünkü kurum ve kurallarıyla yerleşmiş bir sermaye düzeni batı... Devamı

hk31

2008-04-28 11:39:00

HAFTANIN KARİKATÜRÜ   Devamı

salah birsel

2008-04-28 11:03:00

aşk, nisan, salah birsel, vs… Salah Birsel (Portre: Levent Gönenç) Faslı evvel   Bu olaylarla düşüp kalkan mevsim bahardır Salah Birsel’in aşık olduğunu haber veren alametlerdir Kızla oğlanın arasını ayıran bir dört duvardır Oğlanın karşısına geçip oturduğu levha Ya Sabır’dır Ol İstanbul şehri işte bu aşkın duyulduğu yerdir Bu aşkın ardını hikaye eden Faslı Diğer’dir.   Faslı Diğer   Bu aşkın dal budak saldığı ay nisandır Kız Taksim’de oturan bir sarışındır Geceleri ah ile yatağa düşen oğlandır Bu şiir ise dilekçe hükmünde bir ilandır…                                                               Salah Birsel    ... Devamı

çizer portreleri

2008-04-24 15:35:00

ÇİZERLER ÇİZERLERİ ÇİZİYOR - 4    1                                    2                                           3   4                                   5                                          6   1  Sami Caner, Muhittin Köroğlu. 2  Cemil Cem, İzzet Ziya Bey. 3  Ferit Öngören, Nehar Tüblek. 4  Cihan Demirci, Halil İbrahim Yıldırım. 5  Selma Emiroğlu, Cemal Nadir. 6  Burhan Solukçu, Kürşat Coşgun.... Devamı